Mazoşistik Kişilik ve Oluşumundaki Dinamikler

Mazoşistik Kişilik ve Oluşumundaki Dinamikler

Freud insanın hayattaki amacının haz almak ve acıdan kaçınmak olduğunu söylemiştir. Fakat bir kişi düşünün ki geçmişinde birçok defa kendisine doğrudan ya da dolaylı yoldan türlü şekillerde zarar vermiş.  Mazoşizm terimi kendisini öldürme niyeti olmaksızın sürekli olarak öz yıkıcı davranışlarda (kasıtlı olarak kendisini yaralayan, kendisine zarar veren)  bulunan insanlar için kullanılır.  Mazoşist kişi acı çekmekten keyif alan kişi değil bilinçdışı olarak ya hak ettiğinin bu olduğunu düşünen ya da acı çekmek dışındaki seçeneğinin daha acı verici olduğunu düşünen kişidir.

Çocukluk çağında travmatik deneyimler yaşayan, suistimal veya ihmal edilmiş bireyler muhakkak ki ileri ki yaşlarda kişilik yapılanmaları, travmatik deneyimlerinin yorumlanma şekli ve bu deneyimlerin zorlayıcılık derecesine göre bir takım ruhsal sıkıntılarla karşılaşabilirler. Yapılan çalışmalarda bu travmaya maruz kalan erkeklerin saldırganlarıyla özdeşleşerek sadistik, kadınların ise kurban rolüne bürünerek mazoşistik eğilimler gösterdiği görülmüştür. Tabi ki bu durum da her durum gibi istisnalar gösterebilir.

Mazoşistik eğilimlerin altında yatan sebeplerden birisi olarak kişinin kontrolü elinde tutma çabası gösterilebilir. Kişi eninde sonunda zarar görecektir, canı acıyacaktır ve bilinçdışı olarak bunu yaşayacağı yerin ve zamanın kontrolünü kendisine kendisi zarar vererek ya da buna ortam sağlayarak elinde tutmaya çalışır.  Kimi durumlarda bu kişilerin hayatında huzurlu ve mutlu giden bir süreç kaygıya sebebiyet verebilir ve kişi kendisine zarar verilecek bir ortamı kendisi yaratabilir. Bu insanlar çocukken oldukça çaresiz, güçsüz durumlarda kaldıkları deneyimler yaşamış ve ani sorgulama, olumsuz tepkilere maruz kalmış olabilirler. Bir psikopatolojik tanısı olan ebeveyn tarafından büyütülmüş olabilirler ve sadece canları yandığında, bir yerleri yaralandığında ebeveyn bakımı alabilmiş olabilirler. Bu kişiler sadece cezalandırıldıkları zaman duygusal bir yatırımda bulunan bir ebeveynle karşı karşıyadırlar. Nancy Mcwilliams hastasıyla olan şöyle bir anısını anlatır;

“İlk değerlendirme görüşmesi çerçevesinde görüştüğüm genç bir kadının olağandışı bir yaralanma, hastalık ve şanssızlık tarihçesi vardı. Bu kadının annesi psikotik düzeyde depresif bir anneydi. Ona, en erken dönem anılarını sorduğumda, 3 yaşındayken, ütüyü devirip kendini yaktığında, annesinin, ondan nadiren gördüğü teselli edici ve rahatlatıcı tutumlarını içeren bir anısını anlattı.” (Mcwilliams, 1994, s:322)

Çocuk ilişki kurmayı acı çekmek üzerinden tanımlar ve bu şekilde bir bağlanma gerçekleştirir. Çocuklar için fiziksel ihtiyaçlarının karşılanması kadar ilişki kurabilmek de hayatidir. Örnekte gördüğümüz kadın duygusal bir ilişkinin hiç olmamasındansa fiziksel acı çekmeyi yeğleyebilir.

Kişinin bu kendisini güvenliği ve yaşamını arka plana atıyor olması ödüllendiriliyorsa da bu mazoşistik eğilimlerin güçlenmesine sebep olabilir. Bizim toplumumuzda da sık sık gördüğümüz üzere kendisini bir insana, bir işe, bir sorumluluğa tamamen adayan ve diğer ihtiyaçlarını arka plana atan insanlardan övgüyle bahsedilir. Kişi çocuk sahibi olur ve tüm hayatını ona adamıştır ve onun çok iyi bir anne olduğundan, hayatını çocuğuna adadığından, eğlencesinden, işinden fedakarlık ettiğinden bahsederler ve kişiyi bununla motive ederler. Kişi bu tutum karşısında sürekli olarak kendi isteklerinden fedakarlık etme, kendisini ikinci hatta üçüncü plana alma davranışları göstererek bu yolla takdir kazanmaya çalışabilir.

Dünyaya ve ülkemize bakıldığında kadının mağdur ve ikinci planda olduğu bir tablo görünür. Kadın bakım veren, temizleyen, idare eden, müdahale etmeyen, boyun eğen konumundadır ve bu davranışları sonucunda toplum tarafından ödüllendirilir ve desteklenirler. Kadın konumu çocukluktan itibaren erkek konumuna bakıldığında daha kısıtlı bir yaşam alanını kapsar. Erkeğin cezalandırılmadığı bir konuda kadın cezalandırılabilir ve bu kadına kaderinin bu olduğu düşüncesini aşılar. Çocukluğunda yeterli bilişsel kapasiteye ve düşünme kapasitesine ulaşamamış olan kadın toplumdaki rolünü boyun eğme üzerine kurabilir. Ya boyun eğecektir ya da bakım verenleri tarafından cezalandırılacak, duygusal bir yatırım da göremeyecektir.

Mazoşist kişi boyun eğerek ayrılma ve terk edilmenin korkutucu etkisinden kurtulabilir. Kişi genellikle boyun eğdiği kişiyi fazlasıyla yüceltir ve onun yokluğu kişiyi canının acımasından çok daha fazla korkutur. Onun yönlendiriciliği ve güvencesi altında onun bir parçası olarak yaşar. (Fromm, 2003). Zaten insanlar ona zarar verecektir ve canı yanacaktır hiç değilse tek bir kişinin onu koruması, onu terk etmemesi karşılığında bu acıyı yaşamayı yeğler.

Mazoşist kişi kendisini suçlu, değersiz, yetersiz, cezayı ve kötü muameleyi hak eden, çaresiz biri olarak görür. Kendisine olan olumsuz davranışları kendi kaderi olarak görebilir. Başka bir bakış açısı olarak da mazoşist kişi ona eziyet eden, onu cezalandıran kişinin ahlaki yeterliliğinin kendisi kadar olmadığı yönünde bir inanışta da olabilir.

Kendine zarar verme davranışı alkol ve madde kullanımıyla da kendisini gösterebilir ve bu kişilerde bağımlılık seviyesinde bir kullanım görülür. Kendisine zarar verme eğilimi olmayan insanlara göre zarar verme eğilimi olan insanlar daha küçük yaşlarda alkol ve madde kullanımına başlayabilirler. (Ögel, 2003)  Kişi mazoşistik bir şekilde madde veya alkole boyun eğer.

Psk. Gülce Şahin

KAYNAKÇA:

Fromm, E, (2003), Sevme sanatı, İlya yayınevi:İstanbul

Mcwilliams, N., (1994), Psikanalitik tanı, Erkan Kalem(çev.). İstanbul bilgi üniversitesi yayınları: İstanbul.

Ögel, K., Aksoy, E., (2003), Kendine zarar verme davranışı, Anadolu psikiyatri dergisi.

Saner, S., (2012),  Kadın ve mağdur konumu, 3. Kadın hekimlik ve kadın sağlığı kongresi.